Terinin Aktığı Toprağa Düşenler…

 

1999 yılında IMF ile yapılan anlaşmaların önemli ayağını, tarımsal destek sisteminin tasfiyesi oluşturuyordu. Üçlü koalisyon hükümeti aracılığında IMF ile yapılan anlaşma, sonrasında iktidara gelen AKP Hükümeti tarafından da harfiyen uygulandı. Tarım destek harcamalarının kısıtlanması ve tarımsal KİT’lerin özelleştirilmesi son hızla devam etti.

Gerek özel gerekse devlet bankalarından aldıkları kredileri ödeyemez duruma gelen küçük köylü, teker teker elindeki toprakları satmak zorunda bırakıldı. Verimli araziler, büyük tarım kapitalistlerinin ellerinde toplanırken, yoksul ve küçük köylüler sürekli bir yoksullaşma ve proleterleşme tehdidi altında, yıldan yıla daha fazla çalışarak ve daha az tüketerek yaşamlarını devam ettirmektedir.

Bahar ayları ile birlikte tarım işçisi olarak, kimi bulunduğu bölgede, kimileri de Batı’ya, Karadeniz’e, aileleri ile birlikte  çalışmaya gitmektedir. Yaklaşık 3 milyon mevsimlik tarım işçisinin, olumsuz koşullardaki ulaşım ve çalışma şartları, maalesef bir çok iş cinayetini de gündeme getiriyor.

Taşeronluk ve dayılık sistemi, bu sonucu doğuran kapitalist sistemin dayattığı en büyük etken, fabrikalarda olduğu gibi tarımda da düşük maliyetli emek ise,  kapitalistler açısından en önemli faktör. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin raporlarına göre, işçi ölümlerinin yoğunlaştığı dört sektör arasında,  hep birinci sırada tarım sektörü yer almaktadır. 2015 yılının ilk altı ayında 646 işçi, iş cinayetlerinde yaşamını yitirirken, 190 işçinin tarım iş kolundaki cinayetlerde yaşamını yitirdiği belirtiliyor. Temmuz ayı içinde meydana gelen kazalarda, 19 tarım işçisi yaşamını yitirirken, 41 işçi yaralandı. Haziran ayındaki kazalarda, 15 tarım işçisi hayatını kaybederken, 2 işçi de yaralandı.

Gölmarmara ilçesine yaprak toplamaya giden işçileri taşıyan kamyonetin bir tırla çarpışması sonucu oluşan kazanın sebebinin yol olmadığını söyleyen Vali, işçilerin kamyonetle taşınmaları konusunda konuşmazken, tanker şoförünü suçlayarak, olayın bir trafik kazası olarak görülmesini “uygun” gördü.

Temmuz ayı içinde meydana gelen diğer 3 kaza da, tarım işçilerini taşıyan kamyonetlerde meydana geldi. Bu kazalarda 4 kişi yaşamını yitirirken, bir çok tarım işçisi yaralandı.

Ağustos ayı içinde meydana gelen diğer bir kaza da Ordu’da meydana geldi. Fıstık işçilerini taşıyan minibüsün devrilmesi sonucu 1 kişi yaşamını yitirdi. 3’ü ağır, 24 işçi yaralandı. Her şeye muktedir olan devletin valisi “Çok üzücü bir kaza ile karşı karşıya kaldık.” diyerek, her zaman olduğu gibi işçi ölümlerinden sonra, güçlü bir “devlet” olarak, her zamanki gibi yaşarken değil de ölümlerden sonra neler yapılabileceğini basınla paylaştı.

Çoğunluğunu Kürt yoksul ve köylülerinin oluşturduğu tarım işçileri, ağır sömürü koşulları ve ırkçılık baskısıyla karşı karşıyalar. Devlet güçleri tarafından kentlere sokulmayıp, çadırlarda, temel ihtiyaçlardan yoksun koşullarda yaşamaya zorlanıyorlar. Önümüzdeki süreçte, kapitalist tarımın gelişimiyle daha fazla topraksız köylü daha fazla tarım proletaryası olacaktır. Tarım işçileri etnik, dinsel ayrımları bir yana bırakarak, ortak çıkarları doğrultusunda, sermayeye karşı mücadele örgütlemelidirler.

Paylaş