Syriza Bir Rüya mıydı?

Hatırlanacaktır, Syriza bundan çok kısa bir süre önce yapılan erken seçimde kitlelerin umudu oldu. Yunanistan’ın ırkçı partisiyle ortak hükümet kurarak ilk hayal kırıklığını yarattı. Yaşanan ilk kırılmaya rağmen halk “kemer sıkma politikalarına karşı yürüttüğü savaşı sürdüreceğine inanarak Syriza’ya desteğini sürdürdü.

Hatırlanacaktır, Syriza bundan çok kısa bir süre önce yapılan erken seçimde kitlelerin umudu oldu. Yunanistan’ın ırkçı partisiyle ortak hükümet kurarak ilk hayal kırıklığını yarattı. Yaşanan ilk kırılmaya rağmen halk “kemer sıkma” politikalarına karşı yürüttüğü savaşı sürdüreceğine inanarak, Syriza’ya desteğini sürdürdü. Ama beklenenin tam tersi oldu. Syriza yıllardır zorla baş eğdirilemeyen halkı hileyle baş eğdirmeye çalıştı. Hayır kampanyasının başında yer alan Çipras, referandum kararı alarak bir yandan görünürde Troyka’ya efelenirken, öte yandan onunla uzlaşmanın yollarını aradı. İzlediği uzlaşmacı politika nedeniyle ters düştüğü maliye bakanının itiraf ettiği gibi, referandumdan hayır çıkacak diye günlerce uykusuz kaldı.

Referandum öncesi Atina sokaklarında polis gösterici avına çıktı, bankalar kapatıldı, halkın bankamatiklerden maaşlarını çekmeleri komik miktarlarla, engellendi, daha nicesi… Bütün bunlar halkın pes etmesi içindi. Ama tersi oldu. Yunan işçi ve emekçileri “Yunan anti- kapitalistleri”nin aldatmasına kapılmadan Troyka’ya karşı tavrını kahramanca sürdürdü. Açlıkla terbiye edilmeye boyun eğmedi. Referandumda hayır dedi.

Kişiler gibi partilerin de gerçek kimlikleri zor dönemlerde ortaya çıkar. Normal koşullarda binbir hokkabazlıkla halkı kandırıp arkasından sürükleyen partiler, ekonomik, siyasal kriz ve savaş koşullarında gerçek sınıfsal kimlikleriyle çıplaklaşırlar. Syriza şüphesiz,  gerçek sınıfsal kimliği kısa sürede ortaya çıkan ilk parti değildir. Ancak, bu alandaki en kısa süre rekoru muhtemelen Syriza’ya aittir.

Yunan işçi ve emekçileri, yoksulluğun kapıda durduğu, işsizliğin kendilerini tehdit ettiği emperyalist kuşatma koşullarında referandumda hayır diyerek kahramanca davranmıştır, ancak, halkın bu kahramanca tavrı, umut tacirlerinin korkaklığında “evet”e dönüştürülmüştür.

Çipras sadece kendinden önceki hemcinsleri gibi halkı aldatmakla kalmamış, halka daha ağır koşulların dayatılmasını da sağlamıştır. Çipras’ın Troyka ile vardığı son anlaşma Syriza’yı iktidara getiren seçimden önce Yunan emekçilerine dayatılandan daha ağır koşulları içeriyor. Anlaşma 50 milyar Euro’luk bir özelleştirme fonunun kurulmasını öngörüyor. Fonu AB yetkilileri yönetecek ve fonda biriken parayla Yunanistan’ın AB’ye olan borçları ödenecek. Bu koşullarla imzalanan bir anlaşma bize yabancı değildir. Böyle bir anlaşma 18. yy. sonunda, “Düyun-u Umumi” adıyla Osmanlı devletine imzalatılmıştı. Bir anlamda eski sömürgeci yöntemi yeniden canlandıran bu anlaşma, ayrıca “Avrupa ortak evi”nin gerçek niteliğini de açığa çıkarmıştır. Bu katkı için Avrupa’nın küçük ulusları Yunan işçi ve emekçilerine teşekkür borçludur.

Şimdi Çipras dökülen incileri toplama ve halkı yeniden aldatma peşindedir. Partisinde kontrolü yeniden sağlayabilmek için elindeki tüm kozları oynuyor. Olağanüstü kongrenin yolunu açarak parti içerisindeki muhalefete karşı önlemler alıyor. Çipras,erken seçim kararı aldırarak referandum öncesi ve sonrasında Syriza içerisinde artan siyasal huzursuzluğun olgunlaşmasının önünü tıkamak istiyor. Erken seçimi dayatarak, henüz örgütlenmesini tamamlayamamış parti muhalefetinin, kendisine alternatif yaratacak, bilhassa 5 Temmuz referandumunda %61’le “hayır” oyu vermiş kitlelerin temsiline soyunacak bir seçenek oluşturmasının önünü kesmeye çalışıyor. Buna rağmen Syriza’dan ayrılanların kurduğu Halkın Birliği (Laiki Enotita) Partisi, yeni katılımlarla bir muhalefet odağı olma yolunda ilerliyor. Bu yeni oluşumun Syriza’dan farklı olup olmayacağı, Yunan halkının çıkarlarını ne ölçüde temsil edeceği kısa sürede ortaya çıkacaktır.

Söz ve Eylem’in geçmiş sayılarında  “Syriza’yı iktidara taşıyan süreç ile Syriza iktidarı bir ve aynı şeyler değildir. Daha net bir ifade ile, Syriza kendisini iktidara taşıyan yığınların gerçek sözcüsü değildir.” “Syriza, büyük burjuvazinin saldırısına karşı işçi sınıfına ve emekçilere daha katlanılabilir, “çağdaş”, “adaletli” bir kapitalizm (radikal demokrasi) vaat ederek iktidara geldi. Sömürünün geleceğini garanti altına almak, sürekli kılmak için kitlelerin hayallerini de öfkesini de sömürdü.” demiştik.

Bugün Syriza’nın geldiği nokta bunu doğrular niteliktedir. Ancak bunu öngörmek için kahin olmaya, ya da fal açmaya gerek yoktu. Küçük burjuva karakterli bir partinin iktidara gelişinin iktidarın sınıf karakterinde bir değişikliğe yol açmayacağı açıktır. Yaşanılan, unutturulmaya çalışılan gerçeklerin sınıf mücadelesi yoluyla kendini açığa vurmasıdır.

2008’de başlayan ve tüm ülkeyi saran sokak hareketi ve isyanın faturası, önce PASOK, sonra da Syriza aracılığıyla emekçilere kesildi. Bu isyan, yılların burjuva partisi PASOK’u tarihe gömdü. Şimdi ise gömülme sırası Syriza’ya geldi.

Yunan halkının bugün yaşadığı hayal kırıklığının, kendi sınıf örgütünü yaratarak iktidarın sınıf karakterini değiştirecek bir süreçle dönüştürülemezse, daha da ağır bedellere yol açacağı açıktır.

Yunan işçi sınıfı ve emekçilerinin yaşadığı süreç, dünya işçi sınıfı içinde zengin bir deneyim sunuyor. Kapitalizmin işçileri, emekçileri kırıntılarla avutmagirişimleri sonuçsuzdur. Kapitalizm, köşesinden kenarından çekilerek düzeltilemez. Devlet yıkılmadan demokratikleştirilemez. Tarihin tekerleklerinin öncesiyle kıyaslanamayacak kadar hızlı dönmeye başladığı bugün, işçi ve emekçiler uzun süre bir mistifikasyona hapsedilemez. Seçim zaferi sonrasında Syriza’yı paylaşamayanlara duyurulur.

Paylaş