Suçlu Mülteciler mi?

Suçlu Mülteciler mi?

Koca koca vekiller, televizyon kanallarına çıkıp şöyle diyor: Çocuğumuzu alıp parka gidemiyoruz arkadaş, bu nasıl iş, Türkler bu ülkede kendi parklarına da gidemeyecekler mi? Diğeri çıkıyor, onlar olmasa batarız, çalışacak insan bulamayız! En solcular! “bunların ne işi var buralarda, hepsi savaşacak güçteler, ülkeleri için savaşsınlar, hele ki Afgan göçmenlerine ifrit oluyorum” diyor! Bu söylemleri 12 Eylül faşizmi yıllarında savaşmadan binbir türlü yollar deneyerek mültecilik sıfatı kazananlar deyince hep ifrit olmak bizlere kalıyor! Avrupa ülkelerinde çalışırken, az çok kötü muamele görmüş insanların bu kervana katılarak “bunların bizim ülkemizde işi ne” deyip oradakilerin “yabancılar defolun” demelerine kızmalarına, üzülmekten başka yapacak şey yok, çünkü onlar gaza çabuk geliyorlar!
Göçmen, mülteci, sığınmacı ve ilticacı ne derseniz deyin; herkes bir yerlerden bir yerlere göç etmiyor mu? Dünyaya geldikleri günden bu yana göçertilen Roman vatandaşlarla, Suriyeli mültecilerin kavgasına tanık olmuştum, Samsun’da. Yahu neden kavga ediyorsunuz diye sorduğumda; “hocam, bunların bizim ülkemizde ne işi var, çok gürültü yapıyorlar, rahatsız ediyorlar bizi” diyordu bir Roman kavgacı!. Oysa Samsun’da onları yerel yönetimler şu anda ünlü bir alışveriş merkezinin arkasındaki yerlerinden üç kez sürerek insansız bölgeye doğru taşımış, şimdi biraz daha yukarılara taşınması için planlar yapıyordu! Aynı Roman vatandaşlara kaç kez ırkçıların sözlü ve şiddet içeren saldırdıklarının haddi hesabı yok!
Hiç kimse neden o kadar yolu teperek bir yerden başka bir yere gidiyor insanlar ve en çokta bizim ülkemizde kalmak zorunda kalıyorlar diye sormuyor. Asıl sorumlular savaşları çıkaranlar mı acaba demekten bile korkuyor insanlar. Suriye’de Cuma namazı kılma hayalleri olmasaydı, o insanlar buraya gelmeyi akıllarından bile geçirmezlerdi. Zaten Suriye’nin önemli bir insan yoğunluğu buralardan giden göçmenlerden oluşuyor. Ver gazı, çıkar savaşı insanların hepsi savaşmak zorunda değiller ya! Savaşmak istemeyenlere, evi barkı yıkılanlara, aileleri parçalananlara bir de buraları hayal ülkesi haline getirmeler eklenince, insanlar kopup geliyor!
Aslında nereden gelirse gelsin, gelenlerin büyük çoğunluğunun burada durma diye bir niyeti de yok. Hayaller Avrupa! Ama burası mülteci kampı olarak düşünülmüş ulusal ve uluslararası sahtekarlar tarafından. Gelmelerine izin verip, kapılı veya kapısız geçiriyorlar ve sonrası kapalı!
Yerinizden bir koptunuz mu, geri dönüşün mümkün olmadığını herkes bilir. Çok az insan “ne olacaksa olsun” diyerek geri dönmeyi göze alabilir. Mübadele yıllarında buradan Yunanistan’a oradan buraya geri dönmek isteyip de “acaba ne derler” diye dönme cesareti toplayamayanların ne kadar olduğunu bilen var mı? Bulgaristan’dan gelenlerin bir çoğu geri dönmedi mi, gidince hoş karşılanmayacaklarını bile bile? Hatta Anadolu’dan İstanbul’a giden biri bile geri dönmeyi göze alamaz “dönünce ne derler” diye de, sabahçı kahvesinde sabahlayıp, işçi pazarlarında pazarlandığını gizlemek için ne hikayeler uydururlar!
Ülkemize gelip, yarı tutsak edilen bu insanlar nerede yaşarlarsa yaşasınlar, bir şekilde kullanıyor sistem. Kapitalistlerin işine geliyor, ucuz emek! Politikacıların bir bölümünün işine geliyor, hem duygu sömürüsü yapıp ne kadar insancıl olduğunu gösteriyor, hem bağlı olduğu büyük burjuvaziye ucuz iş gücü bulup, yerli işçilerinde ücretlerini aşağı çekme aracı olarak kullanıyor, hem de başka ülkelerin mülteci akınından korkmalarını fırsata çevirerek rüşvetler alıyor! Politikacıların diğer bölümü ise, bu görünümü milliyetçi duygularla cilalayarak, rahatsız olanların rahatsızlıklarını kaşıyıp oy devşirmeye çalışıyorlar. Hepsinin sorumlu olarak işaret ettiği ise, yurtlarından edilip çaresizlik batağına batmış insanlar!
Oysa asıl sorumlu sözde mülteci seviciler ve karşıtları. İşletmelerinde karın tokluğuna insan çalıştıranlar sorumlu. O insanların kayıtsız çalışmasına göz yumanlar sorumlu! Asıl sorumlular savaşları çıkaranlar. Önce Taliban’ı dost belleyip palazlandırdıktan sonra, düşman eyleyip savaşıp sonra da bırakıp kaçanlara ses edemediğiniz sürece “neden Afganistan’dan bıçkın gibi delikanlılar geliyorlar” diye soramazsınız ancak ama onun şimdilerde albenisi olsa bile tarihin kirli sayfalarına gireceğinden kimsenin kuşkusu olmasın!
Kısacası, sorumlu başkası ama başka yerlerde arıyoruz sorumluyu! Ankara’da prova edilen oyunun devamı olacaktır mutlaka. O oyuna gelmek elbette hüsran ama izlediğimiz sürece kaosun ne demek olduğunu o zaman göreceğiz! Aynı sınıfın insanlarının ayrı ulustan olmaları nedeniyle birbirlerine karşı düşman edilmesinin kaosu herkesi altına alır. Özellikle de ben solcuyum, sosyalistim veya demokratım diyenleri!
Gençlerin kavgalarında bir gencin ölümünün tam olarak kanıtları ortaya konmadan, tam olarak kimin kimi öldürdüğü belli olmadan yapılan saldırıları hafızalara iyice kazımak lazım: Onları hafızalarımıza kazıyacağız ki, olacakları daha iyi anlayacağız. “Korkudan yataklara sığınan mülteci çocuklarının yerine koyun kendinizi. Varsayalım katil mülteci genç, katil olmayanın ne suçu var? Sizin hiç mi ahlaksız yakınınız yok? Varsa siz de mi ahlaksız oluyorsunuz?” Diye sormak lazım, uluorta veya kendimize!
Solcuların, sosyalistlerin, demokratların ve komünistlerin görevi, mültecilere söz söylemek değil, onların yanında durmaktır. Onlar bu ülkeye girer girmez, ne yaptıklarının anlamak için ilişki kurmaktır. Eğer güçleri yetiyorsa, bu insanları göçer hale getirenlere kafa tutmaktır!
Bunun için örgütlü olmak lazım olduğunu özellikle bizler biliyoruz, ama değiliz! Onun için her kafadan veya her işkembeden bir sürü sesler çıkıyor belli! İstenilen düzeyde, bu sisteme kafa tutacak bir örgütlülük düzeyine varamadığımız açık. Bunlar bizim başarı veya başarısızlık hanemize yazılacak bunu da biliyoruz! Ama insan olarak, geçmişten getirdiğimiz birikimlerimiz veya deneyimlerimiz de mi bu konuda bize bir ışık tutamıyor?

Mustafa Özkan

Paylaş